Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sevilay Eriş

Copyright ©2019
Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon Uzmanı
Dr.Sevilay Eriş

Gösterme

KARNEMİ ALDIM 24.01.2017

karne almak, var olan annenin yokluğu, veli karnesi

Bu yazımda aslen karne, okul gibi  konular üzerine yazma niyetinde değildim. Evet burası bir sağlık köşesiydi lakin duygularımız ve hissettiklerimiz de onun bir parçası değil miydi?

            Geçtiğimiz cuma günü Türkiye genelinde onyedi milyon öğrenci karne aldı. Ben de altıncı ve birinci sınıfa giden çocuklarımın karne alma törenine katılmak üzere okullarına gittim ve bakın neler yaşadım, duyumsadım...

            Karne törenine yetişememiştim. Öğretmen hanım çocukların yemekhanede olduklarını ve bana eşlik edebileceğini iletti ve birlikte yemek salonuna geçtik. Kendimi bir tuhaf hissettim çünkü daha önce çocuklarımın yemek yediği bu salonu hiç görmemiştim, hiç girmemiştim buraya. Bu işte bir tuhaflık vardı.

            Yemekhane binasının ikinci katı ilköğretim öğrencilerinin, birinci katı ise orta öğretim öğrencilerinin yemek yiyeceği şekilde düzenlenmişti. İkinci kata çıkıp, cıvıl cıvıl çocuk sesleri arasında ilerledim ve kızımı gördüm. Sırtı bana dönük oturuyorken arkadan yaklaştım, kulağına eğildim ve 'afiyet olsun' dedim.O an gözlerinden sıçrayan sevinç ışığının parçaları üzerime sıçradı...

            Minik minik sandalye ve masalarda oturuyorlardı. Yanına oturmamı istedi. Oturdum ve başladım çocukları izlemeye...

            Derken hemen yan masada minik bir kız çocuğunun içli içli ağlamakta olduğunu farkettim. 'Niçin ağlıyorsun?' diye sordum. Fısıltıyla 'Annem gelmedi..' dedi. O an, kalbimden mideme doğru yayılan derin acıyı farkettim...

            Ölenin arkasından ağlarken, ölene değil de hani aslında kendisine ağlar, kendisine üzülürmüş ya insan.. Ben onsuz ne yapacağım, nasıl yaşayacağım diye..İşte aynı onun gibi, ben de özümde yıllardır  karne törenlerine eşlik edemediğim evlatlarıma üzülüyordum...Zamansızlığıma üzülüyordum... Ve işime zaman ayırırken çocuklarımdan çaldıklarıma...

            Salonda fotoğraflar çekildi. Fotoğraf faslı önemliydi çünkü 'an'ları ölümsüz kılacaktık ya!..Oysa fotoğraflayamadığımız ne çok an vardı hayatta...Mesela daha geçen gün kızımın sorduğu masum soru geldi aklıma..'Anne, toprağa ekilen insanlar erir mi?..'Bu soruyu ve hissettirdiklerini fotoğraflamak mümkün müydü?...

            Sınıfa geçtik ve yemekhanede ağlayan kız çocuğu yeniden karşıma çıktı. Ağlamaktan şişmiş yüzünü çevirdi. Gözgöze geldik ve beni görünce yeniden gözleri doldu...''Annenin işi vardır, yoksa mutlaka gelirdi'' dedim. ''Annemin hep işi var zaten!'' diyerek bana çemkirdi...Belli ki, üzüntüsü artık öfkeye dönüşmüştü...

            Şu çocuğun annesinin telefonunu bulup arayayım diye içimden geçirdim lakin hayat bana üzerime vazife olmayan işlere burnumu sokmamam gerektiğini çoktan öğretmişti...Telefonda 'Size ne, biz bilerek karne alma törenine gelmiyoruz' gibi bir savunma işitmeye gücüm yoktu...Zaten çocuğun gözlerindeki hüzün ile gözüme ilişen diğer ağlayan çocuklar beni yeterince yerle bir etmişti...

            Kapanış töreni için okul bahçesinde toplanıldı. Çocuklar çantalarını çıkarıp yere koydular. Kızım hemen yanında durmamı ve kol çantamı çıkarıp yere bırakmam gerektiğini salık verdi. Çünkü , İstiklal Marşı okunacaktı...Benim için o andan itibaren çocuğun da, okulun da, öğretmenin de karne notu 'yıldızlı pekiyi' oldu. Neyse ki bugün güzel şeyler de olmuyor değildi..

            Derken hemen diğer yanımda kimi gördüm bilin bakalım..O ağlayıp duran kız çocuğu, artık koca koca olmuş şiş gözleriyle ve hırçın bakışlarıyla beni süzmekte...Ve bir kez daha içimde akan ılık bir acı daha hissettim... O acının aslında ne anlama geldiğini artık sizler de biliyorsunuz...

            Ona sevgimi, koşulsuz sevgimi vermek istedim...Koşulsuz sevgi vermenin en kolay yolu, en fazla gereksinim duyana ve geri verecek pek az şeyi bulunana vermek değil miydi?

            Yanına yaklaştım. Onun boyuna inmek için çömeldim ama o kafasını ve gövdesini diğer yana çevirerek beden diliyle, sevgimi güzelce reddetti...O an ihtiyaç duyduğu benim değil annesinin sevgisiydi çünkü...

            Karneleri alınca ne mi yaptık, nereye mi gittik? Eeee, çocuklarımla yeterince kaliteli, dengeli ve yeterli 1.5 saat geçirmiştim ya! Onları eve bırakıp hızlıca işime geri döndüm elbette...

            Sözün özü, ben bu karne almaya gitme deneyimimle pek çok şey kavradım, anladım,  almam gerekenleri aldım...Veli karnemi aldım... Peki sizin karneniz nasıl bakalım?...

Sevgiyle Kalınız

Uzm.Dr.Sevilay ERİŞ