Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sevilay Eriş

Copyright ©2019
Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon Uzmanı
Dr.Sevilay Eriş

Gösterme

ANNELİK NEDİR? NE DEĞİLDİR? 15.5.17

anne, annelik, anneler günü, annelik nedir, annelik ne değildir

Birçok özlü söz ve vecizle, hediyelerle, telefonlaşmalarla bir ‘Anneler günü’ nü geçirdik.  Özündeki ve yküsündeki halinden sapıp artık  kapitalizmin bir başka temsilcisi haline gelen Anneler günü…Tıpkı sevgililer günü, babalar günü vs vs  gibi…

Her ne kadar bazı günlere, özel anlamlar yüklemeye pek sıcak bakmasam da, anne olan olmayan, yüreğinde ‘sevgiyi’ duyumsayabilen herkesin gününü kutlayayım da adet yerini bulsun bakalım…

Belirtmek isterim ki, bu yazıda asıl yerdiğim kavram,  günümüzün tuhaf ‘anne’ leridir. Anneliğe değil, annecilik oynayanlaradır benim asıl lafım.

Öncelikle anneliğin ne olmadığı ile başlamak istiyorum. Annelik, çocuğunun hayatı, ruhu, zihni ve bedeni üzerinde hakimiyet ve kudret sahibi olduğunu sanmak değildir mesela…

Ne çocuğun bedeni, ne de yaşamı, anneninkinin uzantısı değildir…Kendi olamadığı durumları ve vasıfları, çocuğunda ‘oldurtmaya’ çalışmak ise hiç değildir…

Hep annelere yüklenmeyeyim, babalık da bu demek değildir dostlarım... Konu ‘anneler günü’ üzerinden yürüdüğü için, bugün annelere yükleneceğim. Kapitalizmin, ‘özel günler yavrusu’ çok ne de olsa. Babalar gününde de, onların ne olup, ne olmadığını masaya yatırabiliriz pekala…

Annelik, birçok kadında gördüğüm gibi, ‘kendini gerçekleştirdiği’  bir oluşum olmamalıdır en azından…Kendini gerçekleştirmek, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde en üst katta yer alır.

 Maslow’un ihtiyaçlar piramidi 5 katlıdır. En alt katta beslenme, uyuma gibi temel fiziksel ihtiyaçlar yer alırken, güvenlik ve barınma  ihtiyacı ikinci katta, ait olma ve sevgi ihtiyacı üçüncü katta, prestij, başarı gibi değer ihtiyaçları dördüncü katta,  beşinci ve en üst katta, kişisel başarı, kişinin potansiyellerini ortaya çıkarması gibi, ‘kendini gerçekleştirme ihtiyacı ‘ yer  alır.

İşte az önce bahsettiğim kat olan yani beşinci ve en üst kattaki kendini gerçekleştirme katı, zannımca birçok kadının annelik vasfını yüklediği kısım oluyor. ‘Anne olmak’ eşittir ‘kendini gerçekleştirmek’ olunca işler karmakarışık bir hal alıyor. 

Beşinci katta, öncelikle kişinin kendi potansiyellerini ortaya çıkarıp, kişisel başarı elde etmesi gerekiyor. Çoğu anne, çocuğunun üzerinden bu tatmini gerçekleştirmeye çalışmakta gibi duruyor. Kendi üzerinden değil…

Oysa ‘kendini gerçekleştirme’ eylemi, çocuk üzerinden değil, ‘kendiniz’ ile yapılan bir eylemdir. Bunun için, illa ki üniversite mezunu ya da bir şey mezunu olmak gerekmez.  Kişilere ve ilgi alanlarına göre değişmekle beraber örneğin, dikiş dikerek, nakış işleyerek, lezzetli yemekler yaparak, kitap okuyarak, yazarak, bitki yetiştirerek, bir enstrüman çalarak, çeşitli etkinlik ve panellere katılarak, yani kendini geliştirecek her hangi bir şey yaparak da kendini  gerçekleştirebilir insan…

Ana erkil, baba erkil derken ‘çocuk erkil’ bir dönemi de başlatan, üzülerek söylüyorum ki, yine ‘anne’ lerdir…Saçını süpürge ettiğini,yemeyip yedirdiğini, içmeyip içirdiğini düşünen, kendini tanıma ve gerçekleştirme yolunda herhangi bir adım da atmamış, değersizlik hissiyle dolu kadın, bir çocuk doğurduğu anda ‘buldumcuk’ olup, onu evinin baş tacı ve söz sahibi yapıp, bu yeni çocukerkil oluşumun altına imzasını atmıştır. Erkek kısmı da sevinmesin hiç, bazı ailelerde bu imzayı babalar atıyor bilesiniz…

Yıllardır, çocuk sahibi olan, gerek hastalarım, gerek danışanlarım, gerekse de  yakınlarımı ve arkadaşlarımı incelemiş ve irdelemiş bir birey olarak söylüyorum bu sözleri…

’Anne olunca anlarsın’ cümlesi  de işlemez bana çünkü iki çocuk annesiyim zaten.

Evet, şüphesiz, ‘Bir çocuk doğar, bir anne doğar’… Doğrudur bu söz…Çocuk ile birlikte yeni görev ve sorumluluklarınız da gelişir, bu da doğrudur...Ancak ne var ki, annelik bir kadının tek vasfı değildir… Olmamalıdır da zaten…Kimisi anne(ve/veya baba) olunca , kadın ve eş olduğunu unuturken, kimisi yaşamın akmakta ve devam etmekte olduğunu …

Annelik, ‘Şu hayatta bir şey olamadım, bari anne olayım da görsünler kurumu’  da değildir…

Bunca laf ettik annecilik yapanlara, artık kafi…

Peki nedir, nasıl olmalıdır annelik? Bence annelik, o yavruya sonsuz sevgi duymakır...Onun bedensel gelişimi için yapman gerekeni yapıp, erdem ve ahlak sahibi olması için uğraş verip, hayat deneyim ve edinimlerinle onu beslemektir…Yol göstermektir…Öğretmektir…Hayat yolunda emin, dik ve kararlı adımlarla yürümesini öğretmek… Velev ki düştü hayat yolunda, vakur şekilde ayağa kalkmasına yardımcı olmaktır…

Çocuğa sonsuz sevgi duyuyor olmak, ona hata ve yanlışlarını göstermemeyi gerektirmez… ‘Dur’ demeyi de bilmek gereklidir. Fazla baskı ve sınırlama, çocuk üzerinde negatif etkilere sahipken, çocuğa ‘sınırsızlık’ tanınması, olabildiğince özgür bırakılması da bir o kadar patolojiktir. Biliyoruz ki çocuklar, kabın sınırlarını sık sık kontrol ederler çünkü. Ve aslında o kabın sınırlarının olmasından haz  ve güven duyarlar.

Çocuk ailenin reisi değildir. Aileye ait kararlarda çocuğa söz hakkı tanınmalıdır evet bu doğru, ancak günümüzde ailelerin çoğu (anneler demiyorum dikkat) çocuklarını, evin yöneticisi atamışlardır.

Çocukların teog, ygs gibi sınavlara hazırlanıyor olmaları, onların ‘Nasılsın?’  sorusuna cevap vermelerini veya ‘Merhaba!’ gibi iletişim unsurlarını kullanmalarına engel değildirJ Hiçbir sınav, sosyallik ve iletişimi önlemez, korkmayınız sayın anneler…

Çocuğu, sınava hazırlanıyor diye odasına mahkum etmek, misafir gelince ‘Hoşgeldiniz’ veya ‘merhaba’ demek için bile odasından çıkmasını zaman kaybı olarak görmek de annelik vasıflarına girmiyor. Bunları da çocuklarınıza öğretecek olacak kişiler sizlersiniz sevgili anneler…

Tabi bu basit adab-ı muaşeret kurallarını, ilmi, bilimi, irfanı öncelikle öğrenmesi  gerekli  olan kişiler anne-babalar, ama en çok da annelerdir. Öğrenmek ve öğretmekle mükelleftir anneler…Ama en çok da ‘sevmek’ ile...Ama hastalıklı bir sevgi değildir bu bahsi geçen…Karşılıksız, beklentisiz, çocuğunu sadece ve sadece ‘Var’ olduğu için sevmektir… Var ettiği için değil….

İşte böyle dostlarım…Ben görüşlerimi ortaya koydum, beğenen alır, beğenmeyen bırakır…

Sevgiyle kalınız…

Uzm.Dr.Sevilay ERİŞ